Ana içeriğe atla

Kayıtlar

GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir. İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil! Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye. Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim...

nerede isterdiniz ölümle karşılaşmak

*Ölümün sizi nerede bulmasını isterdiniz ? Hangi ortamda, hangi mekânda? Ya da hangi belde de vermek isterdiniz son nefesinizi ? Size sorulan bu soruya cevap olarak hemen, - ya durup dururken ölüm de nereden çıktı şimdi, ben henüz ölmek istemiyorum ki mi dediniz yoksa? Yoksa öldükten sonra ne fark eder ki, nerede ölürsen öl diye mi geçirdiniz içinizden ? Ya da daha önce hiç aklınıza gelmemiş miydi bu soru ? Ama bir anlık gelseydi ve bir anlık cevap vermek zorunda kalsaydınız ne derdiniz diye bir düşünün ? Ölüm anınızı, o anki ahvalinizi ve mekanınızı düşleyin hemen şimdi; * *Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? **Secdeye vardığınızda ölmeyi düşlediniz mi hiç ? O anda, O'na en yakınken O'na varmayı hayal ettiniz mi ? Ya da bunu neden hayal ettiğinizi düşünüp de hüzünlendiniz mi bir anlık da olsa ?… Belki pek çok şeyin bilincinde olarak, en iyi dostunuzun kollarında, seccadede can vermek istediniz, belki secdede bir an için boş bulunup, ettiğiniz tevbelerin kabul olunduğu hissine ...

Hz.Ali'nin Oğluna nasihati:

Ey oğul Gizlide ve açıkta Allah'u Teala'dan kork! Doğru söyle,zenginlikte ve fakirlikte iktisatlı ol.Dosta ve düşmana adaletli davran! çalışkan ol,darlıkta ve genişlikte Allah'u Tealanın takdirine rıza göster! Allah'u Teala'nın taksimine razı olan kimse kaybettiği şeyden dolayı üzülmez. Azgınlık ve taşkınlık yapanın zararı kendinedir.Kim başkasına kuyu kazarsa,oraya kendisi düşer.Başkasının ayıbını araştıranın kendi çoluk çocuğunun gizli şeyleri ortaya çıkar. Kendi hatasını unutan başkasının hatasını büyük görür. Aklım bana kafidir diyenin,ayağı kayar ve düşer.İnsanlara karşı kibirlenen hor ve hakir olur.Nefsinin arzu ve isteklerini terk eden,hür olur.Hasedi bırakanı insanlar sever. Ey oğul! Kanaat bitmeyen hazinedir.Ölümü çok hatırlayan,dünyada az bir şeye rıza gösterir.Sözüne ve işine itibar edildiğini bilen kimse ya hayır konuşmalı yahut susmalıdır.Edep en iyi miras,güzel ahlak en iyi arkadaştır. Ey oğul! Sıla-i rahmi terk etme!...

ibrahim

ibrâhim içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı ibrâhim güneşi evime sokan kim asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhim gönlümü put sanıp kıran kim Asaf Halet Çelebi

Yaşamın fısıltısı

Genç bir yönetici, yeni Jaguar'ı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu: - Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ? Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. - Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabil...

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER

OLUR MU, OLMAZ MI ? Demeyin....... "Babamın dostlarındandı. Dimdik yürürdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki? Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık. Olur muydu? Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergi...

RABBİN SANA NE DARILDI NEDE SENİ BIRAKTI (DUHA-3)

Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı: - Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: ”Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı”(Duha-3) Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin. Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! .. Bu ne büyük ferahlık değil mi? ……… Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada: ”Demek ki, Zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! ” (İnşirah-5/6) Garantiyi veren ALLAH! .. Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği ”mutlaka” ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. Ayet; kolaylığın zorluk içinde...

göl ve bardak

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden sikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gonderir. Hayatındaki her seyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. "Tadi nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, usta aynı soruyu sorar: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verir genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sorar yaşlı adam, "Hayır" diye cevaplar çırağı. Bunun uzerine yaslı adam, suyun yanına diz cökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: "Yasamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır,...

SUSMAK VE FARKINDA OLMAK

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olma...

HAYATIN ANLAMI

Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi.. Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis.. Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus.. Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis.. Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ... Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona -Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus .. Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ... Adam kabul etmis.. Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus. Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ... Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyag eksilmesin eger bir damla eksilirse ka...

PADİŞAHIN İŞİ NE

Sultan Murad Han o gün bir hoş tur. Telaşeli görünür sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: -Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? -Akşam garip bir rüya gördüm -Hayırdır İnşallah? -Hayır mı şer mi öğreneceğiz. -Nasıl yani? -Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola görünen o ki, padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner vefa’ya, zeyrekten aşağılara salınır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha dikkatli bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar sorarlar; -Kimdir bu? Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma der. -Ayyaşın meyhusun bir işte………. -Nereden biliyorsunuz? -Müsaade et de bilelim yanı. Kırk yıllık komşumuz… Bir başkası tafsilata girer; -Biliyor musunuz, der aslında iyi sanatkardır.Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiy...

BİZ TÜRKÜZ

Çünkü Tanrı Dağı'ndan ve Ötüken Ormanlarından geldik. Arap milliyetçisi ve paragöz kumandanlara teslim olmadık, sadece İslam'a gönlümüzle teslim olduk ve bu sayede öne geçtik; İslam'ın kaderini yüklendik. O andan itibaren de İslam'ın kılıcı olduk. Bunun içindir ki, İslam topraklarının altında Arap petrolünden çok Türk ecdadımızın kanı vardır. Bu sebeple bizde ırkçılık bulunmaz. Haticetül Kübra' Fatımatül Zehra' anamız oldu.Roksolan'ı Hürrem Sultan yaptık. Slav kökenli Hatice Turhan Valide Sultanı da Hayme Anamız kadar Müslüman Türk eyledik. Irkçılık ve yağmanın hüküm sürdüğü zalim bir dünyada mazlumu, hangi din ve dilden ve ırktan olursa olsun koruduk. Şimdi bize iftira eden hangi millet varsa sorun;tarihe mutlaka bizim bir iyiliğimizi görmüştür. Büyük Tarihçi Profesör Mükrimin Halil Yinanç, engin ilmi salahiyetiyle diyor ki; Dünyada üç büyük hanedan vardır. Birisi Hanedan-ı al-i Resul, İkincisi Hanedan-al-i Selçuk, Üçüncüsü de Hanedan-ı al-i Osman. İslam ül...

kabak

Vaktiyle bir derviş, nefsle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak,varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Saç, sakal, bıyık kaş ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır "Vur usturayı berber efendi," der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Basının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak, "Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım" diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup,fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz .Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa baslar.Fa...

inanç

Adamın biri her zaman yaptığı gibi sac ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu acildi... Berber: " Bak ben senin söylediğin gibi Allah;ın varlığına inanmıyorum." Adam: " Peki neden böyle diyorsun? " Berber: " Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmis çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum... "Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber isini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam Berber in dükkanına ge...

ateşe koşan kelebekler

Hz. Peygamber (sas) buyurdular ki: 'Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum; ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz. (Buhari, Rikak)

SARIMSAK TARLASINI SATMAYAN DOSTLARIMA

SARIMSAK TARLASINI SATMAYAN DOSTLARIMA. Dost genç adamın biri,Dermiş babasına her gün; 'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi' Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki... Devam eder durur konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava, Dostun hakikisini anlamaya... Bir akşam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'. Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüşler de bir adamı, Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna,çalar kapıyı. O dost, bakar ki bir çuval hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı, Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. Evlat geriye döner. Ama içten yıkılır... Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de...

7 KURŞUNLA İSTİKLAL MARŞI

Hakan Evrensel emekli bir subaydır. Güneydoğu Anadolu'da terörle Mücadele etmiştir. Evrensel daha sonra istifa ederek, Güneydoğu Öyküleri-1,2,3 adli üç kitap yayınlamıştır. Bu kitapta subay, doktor, hakim, savcı, er Güneydoğu Anadolu'da emperyalizmin işbirlikçisi PKK'ya karsı mücadele edenlerin mücadele anıları anlatılır. Üç kitap ta defalarca basılmıştır.Şimdi üç cilt bir arada "Güneydoğu Öyküleri" adı ile yayınlandı. Oğullarının yiğitliğini anlamak isteyen bir milletin okuması gereken bir kitaptir Evrensel'in kitabi. Bütün kitapçılarda bulmak mümkün. Size bu kitaptan bir hakimin anılarını aktarmak istiyorum. Güneydoğu'nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki lojmanından görünen karakolun bir gecesini söyle anlatır.. "Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu .Yakın ...

KÖR KUYUDA OLSAK BİLE...

Günlerden bir gün köylerden birinde,adamın birinin eşeği kuyunun birine düşmüş. Niye, nasıl diye sormayın eşek bu. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış anırmış. Sesini duyan sahibigelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde inliyor. Üstelik yaralı. Adam hemen köylüleri yardıma çağırmış. Ne yapılabilecekleri hakkındaki konuşmalar havada kalmış. Sonunda kurtarmaya değmeyeceğine, kuyuyu toprakla örtmeye karar vermişler. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmayabaşlamışlar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek dibe dökmüş. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesindebiraz daha yükselmiş ve sonunda yukarı kadar çıkmış. Köylüler ağızları açık bakakalmış. Hayat bazen bizim de üzerimize yüklenir. Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunların üstesinden sızlanarak değil, SİLKİNEREK geliriz....KÖR KUYUDA OLSAK BİLE...

Türk'lük

İnsanları yükselten iki büyük meziyet vardır. Erkeğin cesur, kadının iffetli olması. Bu iki meziyetin yanıbaşında her ikis cinsi, kadınla erkeği şereflendiren tek fazilet vardır: Vatana, icabında her şeyini feda edecek kadar bağlı olmak, Bu meziyetler ve bu faziletin en büyük kahramanlığı; hayatın elemine, kederine karşı fütursuz kalmayı ve ağır hadiselerin acılıklarına göğüs germeyi doğurur. İşte Türkler bu çeşit kahramanlardır ve ondan dolayı: Türkler öldürülebilir, lakın mağlup edilemezler. Türk askerlerini dal kılıç olmaya mecbur edecek kadar üstlerine varmamalıdır. Bir defa dal kılıç olmayı göze almış bir kaç yüz Türk meydana çıkarsa önlerinde mağlup olmamak mümkün değildir . " Napoleon BONAPARTE

ŞU ÇILGIN TÜRKLER KİTABINDAN ALINTI

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.Asker teğmenine koştu hemen: -Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi? "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen... - Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyükolasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın! Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı. - Peki, dene bakalım! Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanınakadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü: - Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş... - Değdi Komutanım, değdi! dedi asker. - Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun? - Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığım...