Ana içeriğe atla

Kayıtlar

dünyevi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SUSMAK VE FARKINDA OLMAK

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olma...

HAYATIN ANLAMI

Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi.. Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis.. Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus.. Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis.. Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ... Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona -Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus .. Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ... Adam kabul etmis.. Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus. Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ... Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyag eksilmesin eger bir damla eksilirse ka...

BİZ TÜRKÜZ

Çünkü Tanrı Dağı'ndan ve Ötüken Ormanlarından geldik. Arap milliyetçisi ve paragöz kumandanlara teslim olmadık, sadece İslam'a gönlümüzle teslim olduk ve bu sayede öne geçtik; İslam'ın kaderini yüklendik. O andan itibaren de İslam'ın kılıcı olduk. Bunun içindir ki, İslam topraklarının altında Arap petrolünden çok Türk ecdadımızın kanı vardır. Bu sebeple bizde ırkçılık bulunmaz. Haticetül Kübra' Fatımatül Zehra' anamız oldu.Roksolan'ı Hürrem Sultan yaptık. Slav kökenli Hatice Turhan Valide Sultanı da Hayme Anamız kadar Müslüman Türk eyledik. Irkçılık ve yağmanın hüküm sürdüğü zalim bir dünyada mazlumu, hangi din ve dilden ve ırktan olursa olsun koruduk. Şimdi bize iftira eden hangi millet varsa sorun;tarihe mutlaka bizim bir iyiliğimizi görmüştür. Büyük Tarihçi Profesör Mükrimin Halil Yinanç, engin ilmi salahiyetiyle diyor ki; Dünyada üç büyük hanedan vardır. Birisi Hanedan-ı al-i Resul, İkincisi Hanedan-al-i Selçuk, Üçüncüsü de Hanedan-ı al-i Osman. İslam ül...

7 KURŞUNLA İSTİKLAL MARŞI

Hakan Evrensel emekli bir subaydır. Güneydoğu Anadolu'da terörle Mücadele etmiştir. Evrensel daha sonra istifa ederek, Güneydoğu Öyküleri-1,2,3 adli üç kitap yayınlamıştır. Bu kitapta subay, doktor, hakim, savcı, er Güneydoğu Anadolu'da emperyalizmin işbirlikçisi PKK'ya karsı mücadele edenlerin mücadele anıları anlatılır. Üç kitap ta defalarca basılmıştır.Şimdi üç cilt bir arada "Güneydoğu Öyküleri" adı ile yayınlandı. Oğullarının yiğitliğini anlamak isteyen bir milletin okuması gereken bir kitaptir Evrensel'in kitabi. Bütün kitapçılarda bulmak mümkün. Size bu kitaptan bir hakimin anılarını aktarmak istiyorum. Güneydoğu'nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki lojmanından görünen karakolun bir gecesini söyle anlatır.. "Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu .Yakın ...

KÖR KUYUDA OLSAK BİLE...

Günlerden bir gün köylerden birinde,adamın birinin eşeği kuyunun birine düşmüş. Niye, nasıl diye sormayın eşek bu. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış anırmış. Sesini duyan sahibigelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde inliyor. Üstelik yaralı. Adam hemen köylüleri yardıma çağırmış. Ne yapılabilecekleri hakkındaki konuşmalar havada kalmış. Sonunda kurtarmaya değmeyeceğine, kuyuyu toprakla örtmeye karar vermişler. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmayabaşlamışlar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek dibe dökmüş. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesindebiraz daha yükselmiş ve sonunda yukarı kadar çıkmış. Köylüler ağızları açık bakakalmış. Hayat bazen bizim de üzerimize yüklenir. Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunların üstesinden sızlanarak değil, SİLKİNEREK geliriz....KÖR KUYUDA OLSAK BİLE...

Türk'lük

İnsanları yükselten iki büyük meziyet vardır. Erkeğin cesur, kadının iffetli olması. Bu iki meziyetin yanıbaşında her ikis cinsi, kadınla erkeği şereflendiren tek fazilet vardır: Vatana, icabında her şeyini feda edecek kadar bağlı olmak, Bu meziyetler ve bu faziletin en büyük kahramanlığı; hayatın elemine, kederine karşı fütursuz kalmayı ve ağır hadiselerin acılıklarına göğüs germeyi doğurur. İşte Türkler bu çeşit kahramanlardır ve ondan dolayı: Türkler öldürülebilir, lakın mağlup edilemezler. Türk askerlerini dal kılıç olmaya mecbur edecek kadar üstlerine varmamalıdır. Bir defa dal kılıç olmayı göze almış bir kaç yüz Türk meydana çıkarsa önlerinde mağlup olmamak mümkün değildir . " Napoleon BONAPARTE

ŞU ÇILGIN TÜRKLER KİTABINDAN ALINTI

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.Asker teğmenine koştu hemen: -Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi? "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen... - Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyükolasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın! Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı. - Peki, dene bakalım! Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanınakadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü: - Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş... - Değdi Komutanım, değdi! dedi asker. - Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun? - Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığım...

sen yap

ÇOCUĞUNU ÖYLE KARŞILA Kİ;eve geldigi zaman, en güzel yere geldigini hissetsin.... EŞİNİ ÖYLE KARŞILA Kİ;yanina geldigi zaman, en dogru insana kavustugunu hissetsin.... ANNENİ ÖYLE KARŞILA Kİ;dogumundaki agrilari lezzetle takas etsin... BABANI ÖYLE KARŞILA Kİ;ömür boyu bir baska evlada imrenmesin... FAKİRİ ÖYLE KARŞILA Kİ;ona serdiginden büyük, bir dua sofrasi sersin.... ZENGİNİ ÖYLE KARŞILA Kİ;Senin gönlünü gördügünde, kendi gönlünün fakirliginden kahretsin.....
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - Boğamazsın ki! - Hiç olmazsa yanımdan koğarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu? Mehmet Akif ERSOY

Çanakkale Şehitlerine

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yü...
Alıntıdır TIP FAKÜLTESİNİ yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim.Gençtim, bekardım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti.Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor,ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Saatler epey ilerledi ama yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan hacı anneye sokularak sordum: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?"Hacı anne:"Evladım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi.Merak ettim, tekrar sordum:"Trenden sizin bir yakınınız mı inecek? " Hacı annenin cevabı inanılacak gibi değildi: "Hayır evladım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saa...