Ana içeriğe atla

Kayıtlar

RABBİN SANA NE DARILDI NEDE SENİ BIRAKTI (DUHA-3)

Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı: - Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: ”Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı”(Duha-3) Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin. Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! .. Bu ne büyük ferahlık değil mi? ……… Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada: ”Demek ki, Zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! ” (İnşirah-5/6) Garantiyi veren ALLAH! .. Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği ”mutlaka” ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. Ayet; kolaylığın zorluk içinde...

göl ve bardak

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden sikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gonderir. Hayatındaki her seyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. "Tadi nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, usta aynı soruyu sorar: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verir genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sorar yaşlı adam, "Hayır" diye cevaplar çırağı. Bunun uzerine yaslı adam, suyun yanına diz cökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: "Yasamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır,...

SUSMAK VE FARKINDA OLMAK

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olma...

HAYATIN ANLAMI

Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi.. Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya karar vermis.. Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmali diyormus.. Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis.. Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ... Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona -Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidan içeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus .. Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyor demis ... Adam kabul etmis.. Bilge bir çay kasigi vermis adamin eline ve içinede silme bir sekilde zeytinyag doldurmus. Simdi çik ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel ... Yalniz dikkat et kasiktaki zeytinyag eksilmesin eger bir damla eksilirse ka...

PADİŞAHIN İŞİ NE

Sultan Murad Han o gün bir hoş tur. Telaşeli görünür sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: -Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? -Akşam garip bir rüya gördüm -Hayırdır İnşallah? -Hayır mı şer mi öğreneceğiz. -Nasıl yani? -Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola görünen o ki, padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner vefa’ya, zeyrekten aşağılara salınır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha dikkatli bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar sorarlar; -Kimdir bu? Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma der. -Ayyaşın meyhusun bir işte………. -Nereden biliyorsunuz? -Müsaade et de bilelim yanı. Kırk yıllık komşumuz… Bir başkası tafsilata girer; -Biliyor musunuz, der aslında iyi sanatkardır.Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiy...

BİZ TÜRKÜZ

Çünkü Tanrı Dağı'ndan ve Ötüken Ormanlarından geldik. Arap milliyetçisi ve paragöz kumandanlara teslim olmadık, sadece İslam'a gönlümüzle teslim olduk ve bu sayede öne geçtik; İslam'ın kaderini yüklendik. O andan itibaren de İslam'ın kılıcı olduk. Bunun içindir ki, İslam topraklarının altında Arap petrolünden çok Türk ecdadımızın kanı vardır. Bu sebeple bizde ırkçılık bulunmaz. Haticetül Kübra' Fatımatül Zehra' anamız oldu.Roksolan'ı Hürrem Sultan yaptık. Slav kökenli Hatice Turhan Valide Sultanı da Hayme Anamız kadar Müslüman Türk eyledik. Irkçılık ve yağmanın hüküm sürdüğü zalim bir dünyada mazlumu, hangi din ve dilden ve ırktan olursa olsun koruduk. Şimdi bize iftira eden hangi millet varsa sorun;tarihe mutlaka bizim bir iyiliğimizi görmüştür. Büyük Tarihçi Profesör Mükrimin Halil Yinanç, engin ilmi salahiyetiyle diyor ki; Dünyada üç büyük hanedan vardır. Birisi Hanedan-ı al-i Resul, İkincisi Hanedan-al-i Selçuk, Üçüncüsü de Hanedan-ı al-i Osman. İslam ül...

kabak

Vaktiyle bir derviş, nefsle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak,varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Saç, sakal, bıyık kaş ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır "Vur usturayı berber efendi," der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Basının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak, "Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım" diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup,fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz .Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa baslar.Fa...